Nice heveslerle almıştı elinde tuttuğu kitabı. Okulda hocası, mahallede arkadaşları tavsiye etmişti. Eve her gün gelen gazetede reklamını da görmüştü üstelik. Bir kaç gün sonra gazetede haftada bir çıkan kitap yorumlarında da okuyunca almalı ve okumalıyım bu kitabı diye karar vermişti kendi kendine. Bir de anneme sorayım diye içinden geçirdi. Gerçi anne ve babasının hayır demeyeceklerinden emindi; çünkü eve aldıkları gazetede reklamı ve yorumu yayınlanmıştı. Ama yine de sorayım dedi. Ne de olsa annesiydi, okumuş, tahsilli, “ün görmüş gün görmüş” bir kadındı. Tahmin ettiği gibi çıktı. Annesi de hararetle “git al, senden sonra ben de okuyayım” dedi. Gitti kendi harçlıklarından biriktirdiği para ile kitabı aldı ve hevesle okumaya başladı.
Ama bütün bu olup bitenlerden babanın haberi yoktu ve ne olduysa işte o akşam oldu. Baba akşam işten geldiğinde çoçuğunun elinde kitabı görünce “deli divane” oldu birden bire. Çıldırmıştı adeta. Bağırıyor, çağırıyor, yeri göğü inletiyordu. Nasıl olur da kendisinin haberi olmadan kitap alınırmış? Nasıl olur da harçlıklar çar çur edilirmiş? O paralar kolay mı kazanılıyormuş? Kendisi de baba olunca görecekmiş? İlla kitap okunacaksa kütüphanede kıyamet gibi kitap varmış, onları önce okusaymış. Daha neler, neler!!!!
Ben kitap örneğini verdim; siz kitabı kaldırın başka şeyler koyun bunun yerine. Netice değişmeyecek. Bu ve benzeri sebeplerle hemen her gün belki çoklarımızın evinde nice kalpler kırılıyor, nice düşünceler zedeleniyor, nice ailelerin mutluluklarına gölge düşüyor, bugünleri ve yarınları adına kapanmaz gedikler açılıyor.
Bence burada asıl problem ne çocuk, ne harçlık, ne kitap, ne de kitabın muhtevıyatı. Asıl problem aile içi iletişimsizlik. Sizce en kızgın anında dahi olsa, baba annenin haberi olup olmadığını, ondan izin alınıp alınmadığını sormalı değil miydi? Ya anne izin verdiyse? Bu yüzden sözünü ettiğimiz misalde aile içi iletişimsizliğin bağırıp çağırma esnasında gerekçe olarak sunulan şeylerden daha önemli, dolayısıyla asıl problemin bu olduğunu düşünüyorum.
Bu örnekte babanın söz konusu reaksiyonu ihtimal ya işyerindeki herhangi bir problemini eve taşımasından, ya eşiyle önceden girdiği dargınlık ortamının etkisinden, ya da kimsenin bilemediği farklı şeylerden kaynaklanmış olabilir. Ama bunların hiçbiri sözünü ettiğimiz reaksiyoner çıkışı haklı kılmaz.
Şunu baştan kabullenelim; aile içinde karı-kocanın şu ya da bu sebeple birbirine dargın olduğu, konuşmadığı, ayrı yerlerde geceledikleri zamanlar olabilir. Haklı ya da haksız gerekçelerle girilen bu süreç eğer çabuk hall u fasl edilmezse, düzen İslami değerleri benimsemiş ailenin uyması gerekli olan minimum standartlara göre yeni baştan kurulmazsa, hele bu sürecin uzaması veya sık tekrarı dolayısıyla ailenin hayat modeli, yaşam şekli bu olursa böyle bir ailede problemler hiçbir zaman bitmez. Evlilik hayatlarında mutluluğu bir türlü yakalamayan çiftler, evlilik öncesi, nişanlılık dönemi ilişkilerinin ömür boyu bu şekilde devam edeceğini zanneden ve farklı ilişki modellerine hazır olmayanlardır genellikle. Çünkü hayellerinde kurdukları dünya yıkılmış, bunun hasıl ettiği ruh haleti ile değil kocasına etrafındaki her şeye küsmüştür. Anne-baba, akraba, arkadaş, dünya hatta kaderine bile. Basit geçimsizliklerden dolayı kendilerini mahkeme kapılarında, hakim önlerinde, ya da intihar hazırlıklarında bulan insanlar genelde bu tipler arasından çıkar.
Evet, evlilik sonrası ilişkiler evlilik öncesi veya başlangıcı dönemi ilişkilerinden farklı bir seyir izler. Çünkü evlilik birbirine yabancı iki ayrı cins insanın bütün farklılıklarına rağmen birlikte yaşamaya başladığı bir hayat demektir. Karakter, kültür, alışkanlık, gelenek, görenek, fiziki, tıbbi ayrı özellikler, inanılan ve uygulanan dini, ahlaki değerlerin farklılığı, çeşitliliği, çokluğu, azlığı vb bu kadar çokluk içinde birliği yakalamak zor olsa gerek. Burada birliği yakalamak, aynı çizgide buluşulmasa bile karşılıklı saygı ve sevgi ile bunları aşmak takdir edersiniz ki zaman alacaktır. Hele bu arada aile ort----- teşrif edecek bir çocuk hayat stilini de, hayat anlayışını da, geleceğe bakış açısı ve beklentilerini de bütün bütün değiştirecektir. Daha önceki bir yazıda işaret ettiğimiz gibi aile hayatından her yeni gün, yıl, çocuk, iş, ev, hastalık vb yeni anlayışlara, yeni farklılıklara, yeni kabullenmelere kapı açar. Bütün bunlar da zaman zaman anlaşmazlıklara, dargınlıklara neden olabilir.
Ne yapılacak o zaman? Eşler bu tür sürecleri alabildiğine kısa tutacak. Kendilerine rağmen yapacaklar bunu. Tabii geçimi, yuvanın devamını istiyorlarsa. Yoksa sürecin uzatılması, "Haklıyım; özür dilesin; ayaklarıma yalvarıp kapansin vb" teraneleri ile ilk adımı karşı taraftan bekleme tek kelime ile yanlıştır. Hele ilişkinin bu boyutunu anne babaya, arkadaş çevresine velev ki ima yolu ile bile olsa anlatma ikinci yanlıştır.
Eşlerin karşılıklı anlayış, saygı ve sevgi dinamikleri kullanılarak birbirlerinin hatalarını, yanlışlıklarını ve beklentilerini iki dost misali dürüstce ve arkadaşane konuşmaları tek çıkar yoldur vesselam.
Ahmet Kurucan